13 Eyl 2026 11:44

Askeri güç var, zafer yok: İsrail kendi yarattığı krizlerin kuşatmasında

Askeri güç var, zafer yok: İsrail kendi yarattığı krizlerin kuşatmasında

İsrail, Gazze, Lübnan ve İran cephelerinde sahip olduğu askeri üstünlüğü kalıcı siyasi ve stratejik sonuçlara dönüştürmekte zorlanıyor. Uzayan savaşlar, ekonomik ve siyasi baskılar ile iç bölünmeler, Tel Aviv’in askeri gücü sonuç üretme kapasitesine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail rejimi son yıllarda her zamankinden daha belirgin bir temel çelişkiyle karşı karşıya: Bir yandan bölgenin en güçlü ordularından birine ve kapsamlı ABD desteğine sahipken, diğer yandan bu askeri gücü kalıcı bir siyasi ve stratejik kazanıma dönüştürme konusunda ciddi sorunlar yaşıyor.

Tel Aviv birçok cephede geniş çaplı operasyonlara girişti ancak bu çatışmaların hiçbirinin sona ermesi, İsrail liderlerinin vaat ettiği güvenlik ve istikrarı sağlayamadı.

Bu durum özellikle 7 Ekim sonrasında daha belirgin hale geldi. Hamas'ın saldırısı, İsrail açısından yalnızca büyük bir güvenlik ve istihbarat başarısızlığı olmakla kalmadı, aynı zamanda Tel Aviv'in çevresindeki güvenlik ortamını kontrol etme kapasitesine ilişkin oluşturduğu algıyı da sorgulanır hale getirdi.

İsrail bunun ardından Gazze'de geniş çaplı bir operasyon başlattı. Ancak yüksek yoğunluklu askeri operasyonlara rağmen Gazze meselesini henüz kalıcı bir siyasi çözüme dönüştüremedi. Direniş meselesinin devam etmesi ve Tel Aviv'in istediği siyasi düzeni oluşturamaması, askeri gücün tek başına karmaşık bir krizi çözmeye yeterli olmadığını gösteriyor.

Kuzey cephesindeki durum da bundan çok farklı değil. İsrail yıllardır Hizbullah tehdidini sınırlamaya ve bu grubun askeri kapasitesini zayıflatmaya çalışıyor. Ancak Lübnan'daki gelişmeler, böyle bir tehdidin yalnızca askeri operasyonlarla kalıcı biçimde ortadan kaldırılamayacağını gösterdi. Bir grubun altyapısına ve komuta kademesine ağır darbeler vurulsa bile siyasi, toplumsal ve bölgesel faktörler bu grubun kapasitesini yeniden oluşturmasına zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle İsrail, Gazze'de karşılaştığı sorunla yeniden karşı karşıya: Darbe vurabilmek ile bir krize son verebilmek aynı şey değil.

İran'la karşı karşıya gelinmesi de bu açığı daha görünür hale getirdi. İsrail son yıllarda askeri ve güvenlik operasyonları yoluyla İran'ın stratejik kapasitesini sınırlamaya defalarca çalıştı. Ancak bu girişimler İran'ı bölgenin güvenlik denkleminin dışına çıkarmayı başaramadı. Tel Aviv askeri hedeflerinin bir bölümüne ulaşabilse bile bölgesel dengeleri değiştirmek ve kalıcı bir durum oluşturmak çok daha karmaşık bir mesele. Nitekim çatışmanın kapsamı genişledikçe “darbe vurmak” ile “zafer kazanmak” arasındaki fark daha net ortaya çıkıyor.

İsrail'in sorunu yalnızca askeri alanla da sınırlı değil. Uzun süren savaşlar, ekonomik baskılar, siyasi anlaşmazlıklar ve toplumsal bölünmeler İsrail toplumunu da baskı altında bırakıyor. Binyamin Netanyahu hükümeti, son krizlerin başlamasından bu yana geniş siyasi anlaşmazlıklarla karşı karşıya. Hükümetin performansı, savaşın yönetimi ve 7 Ekim'deki güvenlik başarısızlığının sorumluluğuna ilişkin tartışmalar da devam ediyor. Bu durum, İsrail'in yıllardır sunduğu birlik içinde, istikrarlı ve istihbarat-güvenlik alanında üstün bir toplum imajını zayıflatıyor.

Uluslararası alanda da Tel Aviv'in politikalarının maliyeti artıyor. İsrail halen ABD'nin önemli desteğine sahip olsa da çatışmaların uzaması ve uluslararası eleştirilerin artması, İsrail'in attığı adımların siyasi maliyetini yükseltiyor. Önemli nokta şu ki İsrail'in üstünlüğünü koruyabilmesi için yalnızca askeri güce değil; siyasi meşruiyete, dış desteğe ve müttefikleriyle ilişkilerini yönetme kapasitesine de ihtiyacı var. Savaşların uzaması ise bu üç alan üzerinde de baskı oluşturdu.

Bu koşullarda İsrailli yazar ve tarihçi Yuval Noah Harari'nin açıklamaları daha da önem kazanıyor. Harari, Yedioth Ahronoth gazetesinde yayımlanan bir makalesinde, Binyamin Netanyahu hükümetini son dönemdeki başarısızlıkların bir bölümünden sorumlu tutarak son dört yılı İsrail tarihinin en tehlikeli dönemlerinden biri olarak nitelendirdi. Harari, 7 Ekim öncesinde güvenlik kurumlarının mevcut tehditlere ilişkin uyarılarının dikkate alınmadığını ve Netanyahu hükümetinin iç siyasi önceliklerine odaklandığını vurguladı.

Harari yalnızca 7 Ekim öncesindeki başarısızlığa değinmekle kalmadı, sonrasındaki savaşın yönetimini de eleştirdi. Ona göre İsrail bazı askeri operasyonlarda başarılar elde etti ancak bu başarıları kalıcı siyasi ve stratejik kazanımlara dönüştürmeyi başaramadı. Harari son olarak oldukça sert bir ifadeyle İsrail'in liderlik durumunu “eşeklerin yönettiği aslanlar” benzetmesiyle tanımladı.

Bu açıklamaların önemi, söz konusu eleştirilerin artık yalnızca İsrail'in dışındaki muhaliflerden gelmemesinde yatıyor. İsrail toplumunda ve entelektüel çevrelerinde de eleştirel sesler giderek yükseliyor. Aslında Harari'nin işaret ettiği mesele, yalnızca bireysel bir zayıflık veya Netanyahu'ya özgü bir sorun değil; İsrail'deki stratejik karar alma mekanizmasının niteliğine ilişkin daha büyük bir soru.

İsrail bugün ciddi bir çelişkiyle karşı karşıya: Ülkenin askeri kapasitesi hâlâ yüksek, ancak bu gücü arzu edilen siyasi düzene dönüştürme kapasitesi geriliyor. Tel Aviv tesisleri, altyapıları ve askeri hedefleri vurabilir; ancak yalnızca askeri operasyonlarla siyasi veya güvenlik krizlerinin köklerini ortadan kaldıramaz. Gazze, Lübnan ve İran'la yaşanan çatışmaların her biri, bu gerçeği farklı biçimlerde ortaya koydu.

Bu açıdan İsrail'in başarısızlığı yalnızca operasyonların sayısı veya karşı tarafa verilen zararın boyutuyla ölçülmemeli. Daha önemli ölçüt, İsrail'in bu kadar büyük miktarda askeri ve siyasi kaynak harcadıktan sonra stratejik hedeflerine ne ölçüde yaklaştığıdır. Eğer amaç kalıcı güvenlik sağlamak, temel tehditleri ortadan kaldırmak, bölgesel rakiplerin nüfuz alanının genişlemesini engellemek ve iç bütünlüğü korumaksa, son yıllardaki tablo Tel Aviv'in bu hedeflerin önemli bir bölümüne hâlâ ulaşamadığını gösteriyor.

Bu nedenle İsrail'in mevcut krizi, askeri güçten ziyade gücü sonuca dönüştürme krizi olarak değerlendirilebilir. Askeri üstünlüğe sahip olmasına rağmen savaşı barışa, operasyonu stratejiye ve geçici kazanımları kalıcı güvenliğe dönüştüremeyen bir rejim, sahadaki tek bir yenilgiden çok daha büyük bir sorunla karşı karşıya kalacaktır. Harari'nin sözlerinin belki de en önemli bölümü de burada yatıyor: İsrail'in sorunu yalnızca çevresindeki düşmanlar değil; aynı zamanda bu düşmanları kontrol altına alması beklenen karar alma ve yönetim biçiminin kendisi.

News ID 1938529

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha